Zaytung.Com
Zaytung
Uzun uzun yaz
VİDEOHABER

Kontrollü sürü bağışıklığı yöntemi için pilot bölge seçilen PTT şubelerine vatandaşlardan yoğun ilgi...

-> Evde geçirdiği süre boyunca 100'den fazla ekmek yapımı tarifi izleyen M. D(28), salgın sonrası fırın açma kararı aldı...
-> Diyanet İşleri Başkanlığı, Şam'daki Emevi Camii'nde cuma namazı kılmak isteyen vatandaşların da bunu kendi evinden yapabileceğini duyurdu...
-> Bodrum Devlet Hastanesi Başhekimi: ''Yoğun bakım yataklarımız için erken rezervasyon alamıyoruz, lütfen ısrar etmeyiniz...''
-> Ülke çapında ''Ben bu yıl bi grip olmuştum. O belki de koronaydı'' diyenlerin sayısı 50 milyonu buldu...
-> 1 Nisan şakalarının Koronavirüs nedeniyle 1 Ağustos'a ertelendiği açıklandı...
FOTOHABER

Koronavirüs gündemine rağmen duruşundan taviz vermeyerek sadece AKP'li belediye başkanlarına hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, istikrarıyla güven veriyor...

Öğrencilerin eba yayınlarından memnun olduğu öğrenildi.

BLOG

Paranoya Devri: Korona’dan Sonra Muhtemelen Üç Buçuk Atarak Yapacağımız Şeyler...

DERGİ
SİNEMA

Shaun of The Dead'den, This is The End'e... ''Dünyanın Sonu Komik de Olabilir Aslında'' Temalı Filmler

ASTROLOJİ

KOÇ (21 Mart - 20 Nisan)

Düzenli bir cinsel hayatınız yok diye üzülmeyin. İş başvurularınıza geri dönülmüyor diye dertlenmeyin. Lütfen büyük resmi görmeye çalışın. Şunun şurasında ne kadar ömrünüz kaldı ki zaten? Yapmayın böyle... devam...

Haftanın Kitapları (Ayın da olabilir, net bir tarih vermek zor): Bir Ömür Nasıl Yaşanır, Kişi ve Kutsal, Saraybosna Marlborosu...

TCDD'den %300'lük Zam Açıklaması: ''Zam değil, indirim oranlarında değişiklik...''

"Özellikle son 2 yıldır her şeyin fiyatının 2 katına çıkması biraz üzücü ama neyse ki şu ana dek hiçbir şeye zam gelmedi. O beni çok rahatlatıyor..."

Şimdi de Fenerbahçe'nin Başkanına Saran AK Parti Yönetiminden Samimi Açıklama: ''Ülkenin başka bir derdi olmadığı için, can sıkıntısından...''

Dün akşam oynanan Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşmasıyla birlikte sarı-kırmızılıların Kadıköy'deki 21 yıllık galibiyet hasreti de sona ererken, maçın ardından AK Partili önde gelen isimler, basın ve troller'in koro halinde FB başkanı Ali Koç'u istifaya çağırmaları da geceye damga vuran bir başka gelişme oldu. devamı...

N'olmuş n'olmuş?

Zaytung Zone

''Amaaan şimdi eve gidip kim yemek yapacak?'' şeklinde düşünen takipçilerimizi diğerlerinden bi tık daha fazla seviyoruz, dürüst olalım...

Popmundo: Maceralar

Rapor: Mezun Olduktan Sonra da Büyük İhtimalle Ailelerinin Evinde Oturup Bütün Gün Ekrana Bakacak Olan Gençler, Uzaktan Eğitimle Hayata Daha İyi Hazırlanıyor...

Koronavirüs önlemleri nedeniyle okulların kapanmasının ardından ilköğretim, lise ve üniversitelerde uzaktan eğitime geçilirken, araştırmalar bu yöntemin mezuniyet sonrası işsizlik hayatına gençleri hazırlamada normal eğitime göre daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor. devamı...

Vatandaşlardan Gelen Talebi Değerlendiren Sağlık Bakanı, Günlük Rutin Duyurularında Haftanın Hangi Gününde Olduğumuzu da Açıklayacak...

Koronavirüs salgınıyla ilgili olarak günlük bilgilendirme toplantılarını sürdüren Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, vatandaşlardan gelen yoğun talep sonrası düzenli olarak o gün haftanın hangi gününde olduğumuzu da kamuoyuyla paylaşacağını açıkladı. devamı...

Teoman, Yaklaşık 30 Manken Eşliğinde Çektiği Yeni Klibinde Yine "Yalnızlık", "Aşk Acısı", "Hayatın Anlamsızlığı" Falan Gibi Konuları İşledi

Sinema

Vizyonda Bu Hafta: Liseliler için 'Çakallarla Dans - 4', Kan-Revan ve Katoliklik Severler İçin 'Savaş Vadisi'

Bu hafta, sanki isteyen olmuş gibi, Çakallarla Dans'ın 4. filmi vizyonda. Maskeli Beşler'den sonra açıkta kalan 'fonda Anadolu Rock çalarken sakarlık yapan geri zekalı çocukluk arkadaşları' türündeki yerlerini sağlamlaştırma hevesindeler. Bir de Mel Gibson'ın 10 yıllık aradan sonra dünya halklarına armağan ettiği Savaş Vadisi geldi ve Mel Usta'nın pek sevdiği unsurlar yine karşımızda: Sicim sicim kan dökülmesi, acı eşiği yüksek mazoşist-kahraman erkek, yavşak düşman, 'sarı tenli adam' güzellemesi, "Katoliklik ne süper lan" vurgusu...

Bunlar sarmazsa, henüz başlayan Gezici Festival'e alalım seni. Şehrine gelmediyse, doldur konserveleri sırt çantana, atla Gezici Festival kamyonunun kasasına, püfür püfür geze geze gelirsin:


Çakallarla Dans 4 - "Polis olay yerine gelmeden biraz gerzeklik yapalım" felsefesi...

Murat Şeker’in yönetmenliğinde-yazarlığında-yapımcılığında dünyaya geldi film... Kendisi, en son "Ta.ak mı geçiyor yoksa harbiden boks filmi mi çekmiş" diye düşündüren Deliormanlı ile karşımıza çıkmıştı. Para kazanırken kendisini harcamaya devam ediyor Şeker: Her yönetmen, filmlerini çocuğu gibi görür ama bu adam 65 yaşına geldiğinde filmlerini 2.-3. kez izleyemeyecek bence.

Neyse, siz de fragmanı birkaç kere izleyin yeter. Filmde bunun üstüne çok bir şey yok:


6'ya 6 halı saha yapıyorlar mı yine? Adam lazım mı?

Film yine liseli hedef kitlesinden bir an bile vazgeçmediğini, 3. filmden bu yana sürekli ergen erkekleri düşündüğünü her anında sezdiriyor. Yine sahili de görelim, içimiz açılsın diye yüksekten bakan kameranın genel çekimi ve Fikirtepe çocuğuyuz vurgusuyla başlıyor. Yönetmen, plaza gösterip betonlaşmaya karşı iki laf sokuyor, sonra da "Çok ciddi olduk millet bir şey sanmasın bizi" şiarıyla WC ve sevişememe esprilerine dalıyor.

Kadro aynı: Hikmet, Kayınço, Köfte, Fatma, Servet ve Hüseyin. Konu benzer: Fakirlikten kurtulup yırtmaya çalışırken en az kendileri kadar geri zekalı kötü adamlara bulaşmak. Bu sefer de ölen 'dayıoğlu'ndan kalma bir definenin izini sürüyorlar, defineden sonra da altın bozdurup dolar alırken Yiğit Bulut'a yakalanıyorlar (mesela yani)Tarz değişmemiş: Macera sırasında mal mal konuşup bir ağızdan bağırdıkları için baş ağrıtıyor, yetişkin seyircinin kendisini 'Hababam sınıfının beynini yaktığı müfettiş' gibi hissetmesini sağlıyorlar.


Şu sahneye 1-2 adet siyahi koysan Hızlı ve Öfkeli uyarlaması diye yedirip izletirsin liselilere...


Filmin kullandığı yenilikçi sinema teknikleri?..

Espri ve aksiyon seviyesi temel biyolojik ihtiyaçlarla, yeteneklerle sınırlı olduğu için görsel-işitsel bir şölen yaşatmıyor bize yapım. Fakat iddia edebilirim ki; bazı sahnelerde sıkça vurgulandığı için çiş kokusu, ağız ya da ter kokusundan birini somut olarak deneyimlemek mümkün. Burnumuza kötü kokular gelince, bu 'ormanda altın arayıp bela bulma macerası' bizi de içine alıyor, bu kokulu sinema deneyiminin tadını çıkarıyoruz.

Bir başka yenilikçi teknik ise derdini görsellikle anlatmakta zorlanan yönetmenin sık sık çerçevede kocaman yazı göstermesi... Zaman geçişleri -çok önemli gibi- sürekli yazılıyor, zenginlik hayalleri başlık başlık gösteriliyor, WhatsApp yazışmaları bile 'tiktiktik' şeklinde, harf harf yansıtılıyor. Film boyunca düz font yazılara maruz kalmak bir yerden sonra "Dublajlı değil miydi bu film, altyazı çıkıyor boyuna" dedirtiyor. Bu kadar yazı meraklısı olsa gider kitap alırdı millet be! 


-20 lira verilir miydi şu filme ya!.. (10 dakika ara sırasında aydınlanan yetişkin seyirci)
 

Puan: Yarısını yediği sucuklu yumurtayı kahvaltı niyetine Instagram'da paylaşıp 20-30 like alan kişi...


Savaş Vadisi (Hacksaw Ridge) - 'Sen askerde çok dayak yersin' dediğin çocuğun kahraman olması...

Mel Gibson henüz Katolikleştirilmemiş Mayalıları anlattığı Apokalipto filminden 10 yıl sonra, 'koyu Katolik olmanın mermi yaraları üzerindeki iyileştirici etkisi' temalı bir filmle karşımızda... Her yönetmenin tarzı var; bu da Katolik seviyor, vahşet-işkence seviyor. Çoğu yönetmenin garip huyları da var: Hitchcock yumurtalardan korkmuş, Kubrick Mars'ta uzaylı bulunursa benim 2001 filmini kötü etkiler diye sigorta yaptırmaya kalkmış misal... Bu adamın da evinde, uçlarına jilet takılı boy boy haçları var bence, arada kendini jiletliyor!

Neyse ne, filminin fragmanına geçelim:


Pek de efendi bi çocuğa benziyor, kim bu?

Gerçek bir kişiden esinleniyor film. Onur madalyalı bir 'vicdani retçi' olan er Doss... Hem vicdani retçi hem de asker olarak tanınan, bu alanda ilk ve tek olan  Doss, II. Dünya Savaşı sırasında silah kullanmayı reddederek 50-100 arasında yaralı kurtarmasıyla biliniyormuş. Kendisi, cevşen niyetine bir küçük İncil'i sürekli yanında taşırmış.

Film, saf ve çelimsiz Doss'un I. Dünya Savaşı'nda azıcık kafayı yiyen babasını tanıtarak başlıyor. Sonrasında Doss güzel bir hemşireye aşık oluyor. O sırada II. Dünya Savaşı için asker alımları devam ediyor, gençler "Bu ortamda bedelli çıkmaz abi ya" dertleriyle boğuşuyor. Doss ise hemşire yavuklusundan aldığı bir kitapçığı okuyup askerde doktor olarak hizmet vermek istiyor. Millet doktor olmak için 6 sene lisans okuyor, nasıl oluyor da bu adam hastanede bulduğu "Mikrop kapmamak için ellerimizi şöyle yıkamalıyız. Diş fırçamızı da 3 ayda bir değiştirmeliyiz" kitapçığıyla asker-doktor olmaya karar veriyor?!


-Böbrek taşı mı? Hmm.. Düşürmesi zordur, bi doğum sancısı bi taş düşürme
acısı derler... Bira içsen iyi gelir aslında ama askerde de vermezler di mi?


Nereler tırt? Nereler "Nasıl çekmişler lan bunu?"

Sürekli ağzını açarak gülen hemşire yavuklu (Teresa Palmer) ve suratının her bir bölgesi sürekli şaşkın kalan Doss (Andrew Garfield) bir yerden sonra bayıyor. Savaş sahneleri gelene kadar da senaryo biraz tırt kalıyor. Kadın hemen aşık oluyor, baba çok anlaşılmıyor, Doss'un kardeşinin öyküsü önemsenmiyor. Doss askere alındığında tatlı-sert komutan biraz eğlendiriyor, sonra Doss'un silah kullanmam, elime de yakışmaz zaten tavrı soğuk rüzgarlar estiriyor. Pasifist ve de dilinden dua düşmeyen inançlı bu çocuk hakkında "Sen askerde çok dayak yersin" kehanetlerinin gerçekleşmesi işten bile olmuyor.

Böylece ikinci yarıya kadar, silah kullanmak ve vicdan arasındaki ilişkiyi düşündürebiliyor senaryo. Bilmiyorum buradaki askerlik şubeleri bana katılır mı ama bu kısım önemli.


- El bombasını vole vurarak uzaklaştırma duası neydi lan?.


Filmin ikinci yarısına hakim olan iki büyük savaş sekansı ise, ne yalan söyleyeyim, çok iyi be... Japonlarla Amerikanların Okinawa'da çarpışırken gördüğümüz patladıkça dağılan organlar-tanınmaz hale gelen insan yüzleri inanılmaz (E hani vicdan sorgulatacaktık, dağılan bağırsak coşkusu sardı bizi?)...

İşte bu kısımlara izleyicinin kendisini çok kaptırmaması, daha çok Japonların neden o kadar canavar gösterildiğine odaklanmaları gerekiyor. Yoksa epik atmosfere ve aksiyona kapılıp Mel Gibson'a emret komutanım çekebilirsiniz şuursuzca...


En iyisi yine Şabanoğlu Şaban yine... Ne Japonla işi olur ne Amerikanla...


Puan: Yeşilçam filmlerinde "Neden ayaklanmıyorsunuz artık" diyen şehir çocuğuna karşı hep beraber boyunlarını eğen köylülerin inandırıcılığı... 


Vizyonumuz savaş ortamında geçen filmlerle devam ediyor:

Frantz - Savaş olacaksa da siyah beyaz olsun diyenlere...

En son Yeni Kız Arkadaşım filmini gördüğümüz François Ozon'un bu yeni filmi I. Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında 1919 yılında geçiyor. Daha çok bireysel dertlere, cinsel kimliklere odaklanan Ozon, toplumsal bir konuya dalıyor ve filmi de siyah beyaz yapıp üzerine duygusallık katıyor. Konu olarak savaş-aşk seçilince ve görüntü de siyah beyaz olunca insanın içi gıdıklanabilir, üstüne üstlük filmin bazı yerlerinin de duruma göre renkli olduğunu duyunca "Sanatsal bi şeyler gelmiş, koş" diyerek kendimizi gişe önünde bulabiliriz.

Fragmandaki Fransızca altyazı da siz sinemadan anlayan entelijansiyaya gelsin:


Pastoral Amerika (American Pastoral) - Instagram filtresi gibi adı olan filmler...

Philip Roth'un Pulitzer ödüllü romanından uyarlanmış. Yönetmenliğini en çok Star Wars'tan ve Moulin Rouge'dan tanıdığımız oyuncu Ewan McGregor yapmış, "Bi' Mel Gibson olamasam da Angelina Jolie kadar olurum herhalde" diyerek ilk uzun metraj filmini yönetmiş. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali'nde yapmış, filminde 1960'lar Amerikan ailesinin bir eleştirisi varmış. Toronto'da kendisine yöneltilen "Filminizdeki eleştiri 2016 Amerikan ailesi için de geçerli mi, ona göre gidip anneme atar yapmayı düşünüyorum" sorusunu ise cevaplamamış.

Hakkında çok da iyi şeyler konuşulmayan filmin fragmanı da şöyle:

 

Diğer:

Hayatımda izlediğim en durgun fragmana sahip, Handan Öztürk'ün yazıp yönetmiş olduğu ve farklı bir öykü anlattığı söylenilen Bana Git De ile Türkçe ismindeki yaratıcılık seviyesi filmin kendisinden daha korkutucu olan Lanetli Ev ise haftanın diğer seçenekleri oluyor.


SONUÇ - 'Ben de silah tutamıyorum' deyince yiyorlar mı?

Bu haftanın yabancı filmleri öyle ya da böyle savaşmanın pis olduğunu, oysa aşkın ne kadar güzel olduğunu, ama erkenden evlenip çocuk yapmanın da bir o kadar çekilmez olduğunu öğütlüyor. Aslında Hiroşima Sevgilim izleyerek bütün bu mesajlara tek bir filmle, üstelik hiç de para vermeden sahip olmak da mümkün olabilir. Yine de Şabanoğlu Şaban şaşkınlığı ile Full Metal Jacket çarpıcılığı arasında bir konumda olan Savaş Vadisi, gişe önünde epik bir şeyler bakanlar için önerilebilir.

Çakallarla Dans ise, 140 karakterden uzun olduğu için bu yazıyı asla okumayacak olan liselilere çekilmiş olduğundan diyecek bir şey yok. Okul önlerinde daha geniş güvenlik önlemleri alarak belki çocuklarımızı-yeğenlerimizi uzak tutmayı deneyebiliriz.

Twitter: @duraladam

-BİTTİ (Piiuuh, haftaya yine savaş filmi var... Oscar kovalayanından...)-

 

(murat dural bildirdi)


facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et

Yorumlar:

Sıradaki Sinema İçerikleri:

Sıradaki Haberler:

(24.1.2020)

TCDD'den %300'lük Zam Açıklaması: ''Zam değil, indirim oranlarında değişiklik...''

"Özellikle son 2 yıldır her şeyin fiyatının 2 katına çıkması biraz üzücü ama neyse ki şu ana dek hiçbir şeye zam gelmedi. O beni çok rahatlatıyor..."

Feriye Halansoy, Öğretmen


Diğer yorumlar ->

(17.12.2019)

50 kişinin katıldığı Genç Müslüman Kadınlar İçin Liderlik Programı'na 1 milyon 163 bin TL harcandı...

"Kişi başına 22 bin TL falan ediyor. O paraya 50 tane lider yetiştirildiyse gayet hesaplı çıkmış aslında..."

Yusuf Aldöğenler, Muhasebeci


Diğer yorumlar ->